htt

Dert bize de uğrar

Dert bize de uğrar

Hayatımızın seyri değişiyor bazen, dert bürüyor dört yanımızı. Küsüyoruz hayata ve kendimize…

Üst üste geliyor bazen hiç beklenmedik üzüntüler, hesapta olmayan saatler yaşıyoruz ansızın.
Şaşırıyoruz…

Sudan çıkmış balık misali çırpınıyor bedenimiz ve kalbimiz. Çekip yorganı başımıza unutmak istiyoruz her şeyi.

Sanki dert olan şey, hiç bize uğramamış gibi kapatmak istiyoruz gözlerimizi ve uyumak istiyoruz, saatlerce belki de günlerce. Uçup gider belki yaşadığımız üzüntü, gözlerimizi açtığımızda, kaldığımız yerden devam ederiz diye.

Teselli arıyoruz yanımıza gelen bir dostta, tutunacak bir dal arıyoruz, ayakta durabilmek için ya da yaslanacak bir duvar. Dün her şey yolundaydı diye, bugün de öyle olacak sanıyoruz, kendimizden emin ilerlerken adım adım; ertesi gün başımıza gelen bir dertle yıkılıyoruz, dağılıyoruz…

Her zaman dik duralamayacağını öğreniyoruz. Derdin anlamını o an anlıyoruz. Tanışmak istemesek de o an mecburen tanışıyoruz. Oysa düne kadar dert yoktu hayatımızda…

Peki, dertsizliğimizin şükrünü eda edebilmiş miydik?
Dert başımıza gelince, dertsizliğin kıymetini öğreniyoruz galiba.
Biçare zamanlarımız

Neşesi kaçıyor bazen dünyamızın, hiçbir şey yapmak gelmiyor içimizden. O çok sevdiğimiz yemeği yemek, yerine getirmiyor keyfimizi ya da bayıla bayıla izlediğimiz o pembe dizi, bir şey ifade etmiyor o anlarda…

İçimiz bunalıyor, “Birinden yardım istemeliyiz” diyoruz.
Yeniden nefes almak için, acılaşan lezzetlerimizi yeniden tatlandırabilmek için, gözyaşlarımızı rahatlıkla silebilmemiz için. Teselli etmeli biri bizi, “Üzülme ben varım” demeli ve ellerimizden tutup sıcaklığını hissettirmeli!

Hayatımızın yolunda gittiği demlerde, unutuyoruz O’nu…
Bir hediye verene, dakikalarca ettiğimiz teşekkürü, O’na gelince akıl edemiyoruz.

Bize bahşedilen nefesin, ellerin, ayakların, O’nun hediyesi olduğunu unutuyoruz. Sevdiklerimizin yanımızda oluşunun; her yeni güne kıyamet kopmadan ulaşmanın; ölümün henüz bize uğramadığının farkındalığını yapıştırmıyoruz üzerimize.

Dertler ve kederler yıkılınca üzerimize, acizliğimizi anlıyoruz. Hayatımızın seyrinin her zaman bizim elimizde olmadığı geliyor biçare aklımıza. Hüznün rengi düşünce üzerimize, biz düşüyoruz bir anda yerden yere.

Acizlik ve fakirlik bize de uğrarmış meğer. Şımarık çocuk gibi salına salına yürüyen benliğimiz, kabuğuna çekilip başını eğiyor bir anda. Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk masumiyetine bürünüyor.

Nasıl bürünmesin ki elimizden bir şeyin gelmediği demler de böyle oluyormuş, bunu da öğreniyoruz.

 

O, varya…

Çalacak bir kapı, sığınacak bir liman arıyoruz. Derdimize derman olabilecek bir varlığın hasreti sarıyor yüreğimizi. Burkuluyoruz birden…

O kapının varlığından bihaber oluşumuz ve bugüne kadar ya hiç ya da çok az yönelişimiz geliyor aklımıza.

Başımızı eğiyoruz, mahcup oluyoruz ister istemez. Tokmağını çalmayı unuttuğumuz kapıya, nasıl yöneleceğiz şimdi. Ama başka çare var mı?
Kim deva olabilir derdimize, kim sarabilir yaralarımızı karşılıksız ve çıkarsız?
Kim bıkmadan usanmadan dinler bizi, kim siler gözyaşımızı?
Ve kim sabrı tavsiye eder, ardından da ferahlığı?
Tabi ki O, Yaradan…

İşte, o kapı bize hep lazım. Bugün de yarında, burada da ahirette de…

Üzülme kalk ayağa, O var, hep var olduğu gibi.
Seni bekliyor ve ardına kadar açık kapısı sana…

Gözyaşın şahidin olsun üzüntülerine ve pişmanlıklarına. Üzülme, aç ellerini açabildiğin kadar; dilenci ol, köle ol şimdi kapısında. Anlat üzüntülerini, kalp kırıklıklarını ve hüzünlerini. Ağlamanın sebeplerini, yüreğinin ateşini, içten içe duyduğun acılarını, teselli istemenin gerektiğini. Anlat anlatabildiğin kadar…

O (cc) seni dinlemeye hazır, her zaman ve her yerde, hep hazır… Korkma, usanmaz seni dinlemekten, kovmaz kapısından, dermansız bırakmaz. Anlat çekinmeden, O’nun azameti karşısında anlattıkça küçülen derdini.

Üzülme.
Derdin ne olursa olsun, bir abdest al nefes alır gibi ve bir seccade ser odanın bir köşesine. Otur ve ağla, dilersen hiç konuşma. O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.

Hadi kapa gözlerini şimdi…
Seni dinliyor azim olan Allah.
Ve ağladığın için, dertli olduğun için, belki de hiç bu kadar sevimli gelmemiştin O’na…

Çünkü O’nun kapısını çaldın, acizliğini ve O’nsuzluğun yıkımını hatırladın.

O kimseye benzemez.
Sıkılmaz, arkadaşın, eşin dostun gibi seni dinlemekten. Kapısını her çalışında memnuniyetle karşılar seni.
“Yine mi sen!” demez.
Bir karşılık beklemez senden, seni sevdiği için ve sen O’nun kulu olduğun, kulluğunu bildiğin için.

Elinden tutar ayağa kaldırır. Teselli olur, avutur derde dalmış yüreğini. O demiyor mu; [quote]“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?”[/quote](İnşirah; 1-2)

O’na kulak ver ve hisset ferahladığını iliklerine kadar…

 

‘Güçlükle beraber kolaylık…’

Üzülme, O’nun varlığından haberdar olmanın huzurunu yaşa. Ve şükret, kendisini sana haber verdiği için…
Seni derdinle baş başa bırakıp derde boğmadığı için.
Ve ne olursa olsun, seni huzuruna aracısız kabul ettiği için. Dertlerini dinleyip derman sunduğu için.

O dememiş miydi; [quote]“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır” [/quote](İnşirah; 5-6)

Evet, sahibimiz Rabbimiz. Gazabını geçen rahmeti, merhameti tülleniyor ruhumuzda ve daha çok ağlıyoruz, kendisini bize hissettirdiği ve ferahlattığı için bizi…
Az önce bizi sarsan ve ağlatan derdimizi unuttuğumuzu fark ediyoruz sonra…

O’nun huzurunda iki büklüm oluşumuzun ve bizi her daim işitmesinin heyecanıyla titriyoruz. Daha huzurundan kalkmadan yaşadığımız ferahlık tebessüm ettiriyor bizi.

[quote]“Ve yalnız Rabbine rağbet et”[/quote] (İnşirah; 8 ) diye buyurmamış mıydı?
Öyleyse sen de ayağa kalk şimdi. O’nsuz kaldığını anladığında, kederlen sadece, yönel rabbine şu ayeti dola diline; [quote]“Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki; “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O’dur” [/quote](Yunus; 129)

Derdini sev

Şimdi unut dünyalık sıkıntılarını, seni üzenleri; kalbini bine bölenleri, ağlatanları, itip kakanları, seni saymayanları, vefasızlığını sende deneyenleri unut!
Derdini sevmeyi öğren, onları seni Rabbine yaklaştıran aracılar olarak gör. Dert dediğin ve tarafından hüzne düşürüldüğün şeyler, seni Rabbine yaklaştırdı, Rabbin onları sana aracı yaptı.

Düşün şimdi…

Kim değerli O’nun için! Huzuruna davet ettiği derdin değil.
Sensin!
Ve bir daha, binlerce kez daha şükret, dert bildiğin şeylerde O’nun lütufkârlığını gördüğün için ve unutma; O’nun verdiği her şeyde bir hayır var.

Ve unutma yine; sana yolladığı her neyse boş değil, ardından kocaman bir kolaylık var.

Sil şimdi gözyaşlarını, kalk ayağa.
Seni Rabbinin huzuruna getiren dertlerine de ki; “Beni benden iyi bilen, bana benden yakın olan Allah var. Beni O’na getiren araçlar olduğunuz için siliyorum hepinizi. Gidebilirsiniz. Rabbim için bendensiniz.”

Benzer Konular

Bir Cevap Yazın